Kaybolan Değerlerimiz

Eskiden ödevler verildiğinde soluğu Beyazıt kütüphanesinden alırdık. O görkemli eski yapının içinde mis gibi kitap kokuları arasında aradığımız bilgiye ulaşma gayreti ile araştırmalar yapardık. Bizim evimizde öyle ana-baba Britanikaları yoktu. Hatice ablanın evinde vardı. Bazen de ona giderdik. Sonradan Türkiye gazetesinin verdiği 18 ciltlik bir ansiklopediye sahip olduk. Belki de Türkiye’deki bir çok kişinin evine bu gazete sayesinde ansiklopedi girmiştir. Daha sonraları diğer gazeteler ardı arkası kesilmeyen Britanikaları dağıtmaya başladı. Kütüphane kültürü giderek azaldı. Şimdilerde ise internet nimeti sayesinden oturduğumuz yerden istenilen bilgilere bir tuş kadar yakınız. Bunun ne kadar iyi ne kadar kötü olduğunu tartışmayacağım çünkü; gelen yenilikler beraberinde kendi kültürünü de getiriyor.

Otobüslerde genç ve çocukların kendinden büyük, hasta, hamile, çocuklu ve yaşlılara yer vermesi doğal bir refleksti. Biz böyle yapardık. Hiç düşünmezdik ve hemen ayağa kalkardık. Bu düşünce bize nakış gibi işlendiği için çoğu zaman oturmazdık bile. Oturduğumuz zaman kalkmayı bir görev şuuruyla bilirdik.

Bayramlarda büyükleri tek tek dolaşmak, büyüklerimizin elini öpmek bir görevdi. Bundan hiç gocunmazdık. Hele hele tebrik kartı göndermek ne büyük bir zevkti. Üsküdar ve Kadıköy meydanlarında kartpostallar (tebrik kartları) küme küme dizilir, kişiye özel kartları seçer, evimizde özenle tüm aile fertlerinden başlamak üzere arkadaşlarımıza kadar tanıdığımız herkese bayram ve yılbaşı tebriki yazar ve bir hafta önceden gönderirdik.

Buna bağlı olarak kartpostal koleksiyonlarımız vardı.

Bayram öncesi, kadınlar bir evde toplanıp birlikte baklava açardı. Bayramlar bayramdı, tatil değildi.

İlkokul, ortaokul ve lise hep aynı disiplinle geçmişti. Öğretmene, saygı anaya ve babaya saygıydı. Zaten öyle teslim edilirdik öğretmenin eline: “Öğretmenim, eti senin kemiği benim.” Parmak kaldırmaya, bildiğimizi söylemeye bile utanırdık.

Ankara’da iki katlı bir evde ki çevremizde üç katlı evden daha yüksek apartman bulmak zordu, otururduk. Evlerin görüntüleri insanları korkutmazdı. İngilizlerin dediği gibi evlerimiz “home”du.  Yuva huzuruyla otururduk. Şimdilerde ise sadece dört duvar arası “flat” evlerde sadece yatıp kalkıyoruz.

Bunlar sadece bir çırpıda aklıma gelenler daha niceleri vardır sizin de bildiğiniz. Bütün bunlar bir kültürün eseriydi. Bu kültür, hale hale yayılan bir ahlakın eseriydi. Benden önceki nesilde kim bilir daha niceleri vardı, artık şimdi aramızda olmayan.

Her geçen gün biraz daha küçülüyoruz.

Yorum Yaz